Karantinaya Uymama Suçu ve Cezası

Anayasamızın 13. maddesine göre “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.”

15. maddeye göre ise “Savaş, seferberlik (…)10 veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Anayasanın belirlediği temel hak ve özgürlükler rejimine göre, bireysel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması ancak savaş, seferberlik veya olağanüstü hal ilanı ile mümkündür. İnsanlık tarihinde eşi veya benzeri nadir görülen güncel Corona Virüs (Korona Virüsü – Covid-19) tehditi altında bile olsa temel hak ve özgürlüklerin sınırlayan hükümet tasarrufları yasal dayanağını Anayasadan almak zorundadır.

1930 tarihli Umumi Hıfzısıhha Kanunu her ne kadar arkaik olsa da sadece toplum sağlığını korumaya yönelik tedbir alma yükümlülüğü getirmektedir, temel hak ve özgürlükleri kısıtlama veya askıya alma yetkisini değil. Anılan kanunun 54 ve 72. maddelerinde alınması lazım gelen tedbirler sayılarak tüketilmiş olup bunlar arasında sokağa çıkma yasağı bulunmamaktadır.

1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu‘nun 72/1 maddesi hükmüne göre “Hasta olanların veya hasta olduğundan şüphe edilenlerin ve hastalığı neşrü tamim eylediği tetkikatı fenniye ile tebeyyün edenlerin fennen icap eden müddet zarfında ve sıhhat memurlarınca hanelerinde veya sıhhi ve fenni şartları haiz mahallerde tecrit ve müşahede altına vaz’ı.” yönünden tanınan tedbir alma yetkisi, 65 yaş üzeri vatandaşların sokağa çıkmasını engellemeye yönelik genel bir sokağa çıkma yasağı uygulama yetkisi vermemektedir. Kanun, hastalığın yayılmasını engellemeye yönelik sınırlı bir yetki vermekte iken, mevcut sokağa çıkma yasağı yüksek risk grubuna giren yaşlı nüfusu korumayı amaçlamaktadır.

Bu haliyle uygulanan sokağa çıkma yasağı Anayasanın müsaade ettiği türden bir yasal sınırlama değildir. 17 Mart 2020 tarihli makalemizde de belirttiğimiz gibi, asıl yapılması gereken Olağanüstü Hal Kanunu’nun verdiği yetkiye dayanılarak Olağanüstü Hal ilanı olmalıdır.

Halen uygulanmakta olan belli yaş (65 yaş üstü) ve risk gruplarına (yurtdışına seyahat edenler gibi) yönelik koruma amaçlı karantina uygulamaları yasal dayanaktan yoksun olduğundan yaptırıma tabi ve güvenilir uygulamalar değildir. Hastalık tanısı konulmayan veya tanı konulmuş kişilerle birlikte yaşamayan kişileri de kapsayacak şekilde genel yasak ve özgürlük kısıtlamalarının yasalara uygun ve meşru olması zorunludur.

Türk Ceza Kanunu’nun 195. maddesi kapsamında karantinaya uymama eylemine ilişkin yasal yaptırım uygulanma ihtimali çok düşüktür. Bu madde hükmüne göre karantinaya uymama suçunun işlenebilmesi için hastalık tanısı konması zorunludur. Bugüne kadar test yapılarak tanı konulan hasta sayısının azlığı göz önüne alındığında ilgili maddenin caydırıcı bir gücünün olmayacağı açıktır.

Madde metnine göre: “Bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış veya bu hastalıklardan ölmüş kimsenin bulunduğu yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlere uymayan kişi, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Kişilerin veya bir grup kişinin değil, bulaşıcı hastalığa yakalanmış veya bu hastalık nedeniyle ölmüş kişilerin bulunduğu yerin karantinaya alınması gereği ile cezanın alt ve üst sınırı göz önüne alındığında tutuklu yargılamayı bile gerektirmeyeceği anlaşılan TCK 195’in istenen amaca hizmet etmekte yetersiz kalacağı açıktır.

Karantinaya uymama suçunun suç olup olmadığına bakmaksızın tüm yurttaşların aklın ve bilimin gereklerine uygun olarak üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi, bu kapsamda gerekli hijyen ve gönüllü tecrit koşullarına uyması insanlık görevidir.